Blog içeriğimi asrizamanlar.tumblr.com adresine taşıdım... Buradaki kayıtları arşiv amacıyla saklıyorum.
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2008

"Benim rengim Sarı- Lacivert" diyenler için



Kulübümüzün resmi mağazası FENERIUM, büyük Fenerbahçe taraftarı için iki büyük sürprizli kampanya başlatıyor. 14 Kasım – 31 Aralık 2008 tarihleri arasında Fenerium'a gelen ve 150 YTL veya üzeri alışveriş yapan herkes, anında taraftar forması kazanacak. Kampanyanın adı "Fenerium'dan Alışveriş Yap, Formayı Kap". Ayrıca yine, 14 Kasım - 30 Kasım 2008 tarihleri arasında Fenerium mağazalarından yapılacak alışverişlerde, 4 adet tekstil ürünü alana, almış olduğu bu 4 ürün arasından en düşük fiyatlı olanı hediye edilecek. Kampanyanın adı "4 – 1 Yanın Sarı Lacivert".

"Benim rengim sarı - lacivert" diyenler için her türlü alternatifi sunan Fenerium'da bu ayrıcalıklı kampanyalardan yararlanmak istiyorsanız, biran evvel bir Fenerium mağazasına uğrayınız.


"4 – 1 Yanın Sarı Lacivert" kampanyası diğer kampanya ve indirimlerle (taraftar kart vb.) birleştirilemez.

12 Ekim 2008

güneşi özledik...




bayram tatilinin bitişinin son pazar gününde eskişehir'den eve kabus gibi bir rötarla gelen doğu ekspresinde, fenerbahçe kayseri maçında statta olmama engel olan bir yolculukla geldim. kulaklarımdaki ümit aktan'ın içimi bulandıran, buram buram fenerbahçe fesatlığı kokan bol çızırtıyla karışan sesi de cabası... (o yüzden ayrıca bir kahırlıyım)

işler çok fena.. takım kötü, tren rötar yaptıkça yapıyor...

tren nihayet eve taşıyor beni. televizyondan tekrarı izliyorum. her taraf küfür kıyamet... bütün fenerbahçe fesatları bugünü beklemiş sanki. en kötüsü de bizim içimizdeki fesatlık.

....

90li yıllarda takım taraftarına benzemediği için kızardık. tribunler yenilgiyi kabullenmiyor, yenilse bile mücadelede ısrar istiyordu ama o yıllarda kurulan bütün takımlar bundan çok uzaktı. 2000lerde takım önce daum'la sonra zico'yla bunu öğrenmeye başladı.. artık geriden gelmek fenerbahçe takımlarının bir kaç istisna maç dışında yenilgiyi kafasında kabullenmesi anlamına gelmiyordu. takım inanıyor, başını eğmiyor ve maçı kazanmasını biliyordu.

bunu büyük zorlukları aşarak öğrendiler. çok acı çektiler. geçmişte sırf inanmamışlığı yüzünden çevirimediği maçları çevirecek kudreti daima içlerinde bulmayı öğrendiler. hem de ne acıdır ki taraftara rağmen öğrendiler. (alex gibi bir efsaneyi kombinemle izleme kısmeti bulduğuma şükrederken onun da bu tribünlerden yuhalama ıslık yediğini hatırladım. tuhaf oldum.) örneğin deplasmandaki sevilla maçındaki ilk on dakikada olanlar kadıköy'de yaşanmış olsa volkan küfür kıyametten iyice saçmalar, büyük ihtimalle takım da maçı çeviremezdi.

oysa şimdi tribünler o eski günlerindeki gibi değil. artık onlar daha çok yenilmişliği kabul ediyor. yüreklendirmek yerine yerden yere çarpıyor. fenerbahçe fesatlarına zemin hazırlıyor.

bir fesatlık yapıp fenerbahçenin büyümesini küçümsemek istemem ama bu taraftar-müşteri ikilemi çok önemli. fenerbahçe bir spor kulübü olarak elbette spor endüstrisinin içinde olacaktir. sattığı bir takım şeylerden para kazanarak varlığını daima güçlü kılacaktır. ama sattığı şeyin gerçekte bir "kültür ve yaşam biçimi" olduğunu asla unutmadan. bunu yozlaştırabilecek her konunun üzerine titreyerek. bu konuda titizlenmek de elbette öncelikle "taraftarın" sorumluluğudur.


artık fenerbahçe taraftarının da kendisini müşteriden ayırması gerekiyor. Fenerbahçe'yi bir marka tutkusu olarak sevemeyiz. o zaman takıma bakarken "kötü mal", yönetime kızarken de çok sevdiği markasına kötü mal üreten yönetici oldukları için kızarsınız. böyle düşünüyorsunuz paranızı geri isteyin ve bu stadyumdan uzak durun.

çünkü fenerbahçe bir yaşam kültürüdür. özü de sevgiye dayanır. o güzelim marşımızı bağıra bağıra söylerken daima "hiç bir kulüpte olmayan bu dostluk.." deriz.

artık taraftar olarak bazı tabularımızı oluşturmamız gerektiğini ve bunu da kendisini müşteri olarak algılayan potansiyel taraftarlarımıza öğretmemiz gerektiğini düşünüyorum. nedir bunları konuşalım bence... artık taraftar grupları, forumları vs. bunları daha çok konuşmalıyız. bağnazlıklar üretmeden bazı değerlerimizi koruyacak gelenekler artık iyice şekillenmeli. (kaptanlık geleneğimiz bile tam olarak tarif edilecek bir olgu değil maalesef.. )

mesela bunlar neler olabilir?

fenerbahce taraftarı şartlar ne olursa olsun kutsal oldugunu dusundugu formasını giyenlere asla küfür etmez. onlari elestirse bile herzaman formaya saygi duyarak elestirir. fenerbahçe stadı adı, yeri, konumu, binası değişsebile bizim için kutsal bir mabettir.. mabete biz herzaman fenerbahçe sevgimizi sunmak için geliriz. o gün fenerbahçe kazanabilir de kaybedebilir de.. ama önemli olan bizim mabedimize geliş nedenimizdir. fenerbahçe sevgisini, takımın ve kendi yüreğimizde çoşturmak için bir aradayız... Bu oyunda ve mücadelede stadyuma gelen bizlere düşen görev budur: Fenerbahçe sevgisini yüreklerde çoşturmak, kulübü hep ileriye iteklemek... iş yerine gidince arkadaşlarımla birlikte aragones'e ya da aziz yıldırım'a kızabilirim. gelip forumlarda, bloglarda eleştirilemi yaparım. ama stadyuma başka bir şey için gelirim.

çünkü fenerbahçe taraftarı takımı asla yalnız bırakmamasıyla meşhur ve güçlüdür. fenerbahçeliyi yenilgi kadar üzen şey boş tribünlerdir.

taraftar, herkesin inancını yitirdiği bir zamanda, sırf o yitirmediği için mucizeler gerçekleştiğine inandır.
bunu sevgisiyle yapar. nefretle beslenen sevgi kendini zehirler...

fenerbahceli olmanın tamamen karşılıksız sevgiyle mümkün olabileceğini unutmamak gerekiyor. (o kadar karşılıksız ki iyilik yaptığında allahtan sevap bile beklemeyecek kadar yürekten ve bilgece).

8 Ekim 2008

ilk değil...


Artık forumlarında pek çok şeyin iyice kabak tadının verdiği ortamına rağmen, antu.com'da duayen bir kaç yazarı takip etmek hala büyük bir zevk benim için.

Bunların en önemlilerinden sayılan, aynı zamanda "Bu aşk bizi canlı tutacak" gibi harika bir kitabın da yazarı olan Bozkurt Yılmaz abimiz yine çok güzel bir yazı yazmış. Okumalı, okutmalı diye düşündüm. Pişman olmayacaksınız.

Üstelik hemen altında da yıllardır her türlü yazısını keyifle okuduğumuz ve araştırmaya dayalı analiz yazılarıyla yıllardır yıldızı hızla yükselen (üstelelik ve bu yılın antu taraftar ödüllerinde "yılın antu üyesi" ünvanını hakederek almış) Ziya Aktürer'in yine ufkumuzu açan bir yazısı yer alıyor.

Sorunlar ve çözümleri konusunda çok farklı fikirler ileri sürülebilir tabi. Saygılı olmak uygarlığın bir gereği.. Üstelik bu gibi konularda doğrunun "tek" olduğunu düşünmeyenlerdenim. Ama bir şartla: farklı fikilerin doğru ve sağlıklı bir" yaklaşım" geliştirmeye yardımcı olmaya çalıştığına ikna olduğumda. Futbol medyamızın yapamadığı da bu maalesef: doğru ve sağlıklı bir "yaklaşım" geliştirilmesine çaba harcamak.. Bu yüzden böyle yazıları önemsiyorum.

ikisi birden ayni linkte: "ilk değil..."

20 Eylül 2008

Fenerbahçe - Gençlerbiliği



Türkiye ligine kötü başlayan Fenerbahçe, ikinci yarısında çok iyi oynadığı ve maçı neredeyse çevirebileceği bir maçta Porto'ya yenilince kopan saçma sapan kıyamete rağmen keyfimizi bozmuyoruz ve maça gidiyoruz.

Aklı başında insanların hüküm sürdüğü hiç bir diyarda, daha 4 maç üst üste ideal kadrosuyla oynayamamış bir takımın, hocanın, kulübün futboluna bakarak felaket havası yaratılmaz.

Kazanması da kaybetmesi de berabere kalması da olay mertebesinde olan, Türkiye'nin en renkli ve keyifli kulubünün tribünlerinde maç izlemek için yola çıkıyoruz. Hedef: önce Nazlı'da bira, sonra yoğurtçuda buluşma en sonra da biz tribünde, takim sahada eğlencenin dibine vurmaca.. Hadi hayırlısı.

16 Temmuz 2008

Fenerbahçe ve gelenek...



Birer yıl arayla çekilmiş iki fotoğraf. İkisi de Önder Turacı'nın doğum günü kutlamasından... Daum döneminden beri Fenerbahçe takımında klasikleşmeye başlayan Brezilya uslulü yumurtalı-unlu doğum günü kutlam yeni disiplin anlayışı gereği olsa gerek daha bir ciddi kutlanmaya başlanmış.

Oysa hızla kurumsallaşan Fenerbahçe'de futbol takımının da kurumsallaşması kendi geleneklerini oluşturabilmesiyle mümkün olabilecek. Yıllar önce bilimsellikten nasıl ki göstermelik laktak testleri anlaşıyorduysa, şimdilerde de disiplinden asık suratlılığı anlayoruz.

Neşeli doğum günü kutlamaları Fenerbahçe takımına çok yakışıyordu. Disiplin adına böyle güzel görüntülerin engellenmesini istemiyoruz.

14 Haziran 2008

Eyvallah Fener´deniz!..


-Fenerli misin, kardeşim?
-Eyvallah Fener´deniz!..
-Galatasaraylı mısın, monşer?
-Natürelman!..

-Ben, iki gözüm ne "Eyvallah" Fener´denim, ne de "Natürelman" Galatasaray´dan... Ne yalan söyleyeyim, kardeşim, Taksim Stadyumu´nun eşiğini geçmemişim hani!... Kumar oynamam, at yarışına meraklı değilim, horoz dövüşünden anlamam!.. İster sinema olsun, ister atletizm, yıldızların tercüme-i halini ezbere bilmem, anacığım... Bütün bu işlerin cahiliyim ama, bu son günlerde, kanım biraz Fenerlilere kaynıyor gibi... Galatasaray´ı alt etmişler, diye değil alimallah!.. Bilakis be, iki gözüm... Bu işe biraz kızıyorum bile! Demokrasiya devrinde her sene Fener´in şampiyon olması doğru mu ya/ Hem sonra, efendim, mağluba yardım, şanımızdandır. Malum a!

Fener´e kanımın kaynamaya başlaması başka sebepten...

Son yaptığım içtimai, felsefi, harsi, kozmografi tetkikat neticesinde, anladım ki, Fener, İstanbul, Kadıköy, filan semtlerinin mümessilidir... Galatasaray Beyoğlu, Şişli semtlerinde taraftar sahibidir... Fener´in kaptanı Sirkeci´de dükkan açmış... Galatasaray´ınki Beyoğlu´nda.

Ben, iki gözüm, spordan anlamam ama, şimdi neden, Fener´in taraftarı, Galatasaray´ın balosu, müsameresi çoktur bunu anladım işte.

Sporda da olsa, halka dayanalım vatandaşlar!. Halka, kapılarımızı geniş açalım iki gözüm!

Orhan Selim (Nazım Hikmet Ran)

ekle